Song Of The Sea

afiş

Aylar sonra burada durmazsa olmaz dediğim bir film izledim dün akşam.. Animasyonlara bayılıyorum hele ki böyle görsel ziyafet olanlara.. Ailecek izlenebilecek keyifli bir an bile sıkmayan bir buçuk saatlik bir çizgi film..

la_ca_1202_song_of_the_sea

Evet biraz çocuksu belki ama çok güzel ve masalsı, büyülü bir hikaye.. Arşivde durması gerekenlerden. Çok çok beğendim. bilginize. Görüşmek üzere..

14

Zamana Karşı – 00.00.00.21.48.52

in time

 Bu güzel güneşli şubat sabahından herkese Merhaba! Bir insan işini ne kadar severse sevsin pazartesi günü sendromu yaşamadan olmuyor sanırım.. Öğle saatleri olmasına rağmen hale üzerimden atamadım :(

In time yani Türkçe adıyla Zamana Karşı benim çok kısa süre önce izleme fırsatı bulduğum 2011 yapımı bir bilim-kurgu.. Ve bence çok çok çok iyi bir bilim-kurgu.. Hatta bu zamana kadar övgüsünü nasıl duymadım diye şaşırdığım bir film.. Kaldı ki tamamen bir tesadüf sonucu izledim..

Başta şunu söylemeliyim sanırım eğer benim gibi bu filmi hala izlemeyenleriniz varsa ve bu türden hoşlanıyorsanız listenizin en başına almalısınız..

İlk olarak yönetmeninden bahsetmek lazım, filme neden bu kadar bayıldığımı yönetmenin kim olduğunu öğrendiğimde daha iyi anlamış oldum.. The Terminal ve The Truman Show gibi en sevdiklerim listeme üst sıralardan rahatlıkla giriş yapabilecek iki filmin daha yönetmeni Andrew Niccol kendisi.. Bu filmle anladım ki diğer filmlerini de geç kalmadan izlemem gerek..

in time movie

Filmin konusu öyle kelimelerle  kolayca anlatılabilecek türden değil.. 25 yaşından sonra insanların fiziksel olarak yaşlanmadığı ve yaşamak için zamana ihtiyaç duydukları bir dünya düşünün ama zaman derken öyle bizim bildiğimiz zaman gibi değil daha çok parayı andıran bir zaman, çalışmanın sonucunda zaman kazanıyorsun, yemek için zaman harcıyorsun.. Başkalarıyla aranda zaman aktarımı yapabiliyorsun.. Dikkatli de olmalısın tabi öyle ortalıkta falan uyursan zamanını da çalabilirler.. Zamanın biterse vücudunu canlı tutmak için gerekli enerji de bitmiş olur ve anında öbür dünyadasın gibi..

Her şeyin zaman=para olduğu zenginlerin bolluk içinde sonsuz bir hayat sürerken, fakirlerin bir gün daha yaşamak için çalışmaya mahkum olduğu bir sistem.. İşte böyle tuhaf bir kurguda bizim yakışıklı Justin ve oyuncak bebek kıvamında ki Amanda.. Aksiyon, macera, aşk.. Hepsi var.. Daha fazla uzatmayayım.. Kısaca tavsiyemdir.. 

lump of sugar ^^ küp şeker

bu bu yazıya ikinci başlayışım.. sağolsun elektriklerimiz iki gündür neredeyse hiç yok.. bugünde bir gelip bir gidiyor.. umarım bir daha gitmez.. ev buz gibi neredeyse.. haftasonnu tatilimi bir gün daha uzattım.. fakat iki gündür hiçbir şey izleyemedim tabi ki..
küp şeker 2006 yapımı..

ve başrolde Im Soo Jung var.. aslında bu filmi izlemeye karar vermemde ki en büyük etkende bu aslında.. ama açıkçası ben filmlerinde Misa’da ki enerjisini hiç bir zaman hissedemedim.. sanki filmlerinde hep sönük bir karakter olarak kalıyor..

bu filmde de öyle aslında.. annesini küçük yaşta kaybeden kız babasıyla yaşamaya devam ediyor.. ve küçüklüğünü annesinin en sevdiği at ile birlikte geçiriyor, bu atı neredeyse annesi gibi görüyor.. her şeyini ona anlatıyor.. ve bu at bir gün hamile kalıyor, fakat doğum sırasında ölüyor..
bu olaydan sonra kızımız annesiz kalan taya çocuğu gibi bakmaya başlıyor.. kendi elleriyle besliyor, yürümeyi öğretiyor.. ve aralarında büyük bir bağ oluşuyor.. fakat babası bir gün bu tayı satıyor.. hayali jokey olmak olan kız da bu olaya çok üzülüyor ve tayının peşine düşüyor ve iki yıl sonra onu buluyor.. ve bir jokey olmayı başarıyor..

genel olarak bir başarı ve sevgi öyküsü aslında.. hoş bir film ama büyük bir beklentiyle izlemeye başladığınızda ise büyük bir hayal kırıklığı ile kalkabilirsiniz başından.. çok da akılda kalıcı bir tarafı da yok aslında.. izlemeyin demem ama bu filme kadar izlenmesi gereken daha bir sürü film var bence.. şimdilik benden bu kadar..

my little bride^^ benim küçük gelinim..

ne yazık ki bayram tatili bitiyor ve ben yarın okuluma, yurduma dönmek zorundayım.. malum oralarda netten oldukça uzak olduğum için yeni bir şeyler yazmam haftaları, hatta ayları alabiliyor nerdeyse.. bende gitmeden önce bir kaç şey yazıp bloğumu renklendirmek istedim..

yine itiraf etmeliyim ki izleyeli baya oldu bu filmi.. bu bayram tatilinde ne yazık ki hiç kore yapımı seyredemedim.. sadece devam etmekte olan bir kaç amerikan dizisinin izleyemediğim bölümlerini izledim.. eğer bu yazıyı 15 dk içinde tamamlayabilirsem, yeni bir film indirdim onu izlemek istiyorum..

evvet… hemen konusundan bahsedeyim filmimizin: birbirlerine çok bağlı olan iki arkadaş, doğacak çocuklarını birbirleri ile evlendireceklerine söz vermişlerdir, fakat iki ailenin de çocukları erkek doğunca hayalleri bir sonra ki kuşakta yerine getirilmek umuduyla bir süreliğine rafa kalkar.. tabi yıllar su misali akar geçer ve bu iki arkadaşın torunları olur..

kızımız onbeş yaşına gelir ve lisededir, erkek torun ise üniversiteden mezun olup, stajyer öğretmen olarak görev yapmaya başlamıştır bile.. aralarında yaklaşık on yaş fark olsa da netice de torunların biri kız diğeri ise erkektir .. bunca zamandan sonra büyükbabalardan biri vefat eder , diğeri ise ölüm döşeğindeyken torunlarının evlendiklerini görmenin son dileği olduğunu söyler.. böylece öbür dünyada can arkadaşına mahçup olmaktan kurtulacaktır :)

yukarıda gördüğünüz aile, başta büyükbaba olmak üzere başarılı duygu sömürüsüyle bu çifte öyle bir baskı uygular ki, direnişleri pek uzun sürmez ve evlenirler.. tabi henüz onbeş yaşında olan kızımızın çevresinin böyle bir evlilikten haberdar olması pek de mümkün değildir..

çocukluklarını birlikte geçirmiş ve abi kardeş gibi birbirlerini benimsemiş olan bu çiftin evlilikleri, damadın kızın okulunda öğretmenlik yapmaya başlamasıyla beraber iyice karmaşık bir hal alır.. gelinimizin okulunda ki beyzbol oyuncularından biriyle çıkmaya başlaması da oldukça ilginçtir.. bir yerde onbeş yaşında ‘kazık kadar’ kız olmasına rağmen, henüz evli bir kadının olgunluğuna erişecek yaşta da değildir aslında.. fakat filmin başından beri oldukça sapığımsı tavırlar içerisinde olan damat, bu durumada bize ne kadar olgun biri olduğunu gösterir ve  gönlüme taht kurar :)

evlilikleri tam bir evcilik oyunu gibi devam eden bu çift yavaş yavaş birbirlerinden hoşlanmaya başlarken, bir türlü birbirlerine açılamamaları filmi eğlenceli bir hale getirir ve ortaya keyifle izlenecek bir film çıkar.. oldukça mesut bir şekilde izlemiştim doğrusu.. hani şöyle kafama bir şey takmadan bir şeyler izlesem diyorsanız oldukça iyi bir seçenek bana kalırsa.. çokça komik sahneler var.. şu yukarıda kızı sırtında taşıdığı sahne benim en çok sevdiğim sahne.. çok tatlı ve komikti o kısım :) 15 dk da yazarım dedim ama yarım saat oldu.. neyse olsun o kadarcık:)  izliyim ben yine de.. en kısa zamanda görüşmek üzere..

online izlemek içinburadan..

my girlfriend is an agent ^^ kız arkadaşım bir ajan!!

aslında uzun zaman burun kıvırdım  bu filme.. verebilecekleri afişinden anlaşılan bu filmi izleyesim gelmedi hiç.. fakat geçen hafta sonu kore filmi kıtlığı çekerken, eğlenme ihtiyacımızın sınıra ulaşmasıyla; kuzenimle  bu filmi indirip izlemeye karar verdik..

ne kadar  ‘film beni çok şaşırttı’ demek istesemde, hiç mi hiç şaşırtmadı gerçekten.. tam olarak tahminimdeki gibiydi..

afiş ve konu olarak Mr. & Mrs. Smith’e oldukça benziyor açıkçası.. fakat tabi ki de çok daha eğlenceli ve komikti bana kalırsa.. ne kadar su katılmamış bir Brad Pitt hayranı olsamda, Rough Cut gibi bir filmle hafızalarımıza kazınmış olan Kang Ji Hwan’ı da es geçebilmem mümkün değil.. bayan karakterimiz Kim Ha Neul da oldukça tanındık ve sevildik biri ztn.. ee işler böyle olunca ortaya bol eğlenceli bir film çıkmış haliyle..

film, gizli bir iş üzerinde olan bayan karakterimizin oldukça salak görünen sevgilisi tarafından terk edilmesiyle başlıyor.. kız arkadaşının yalanlarından bunalmış olan erkek karakterimiz  artık buna dayanamıyor ve ülkeyi terkediyor.. ve 3 yıl sonra geri döndüğünde ise bu süre boyunca hiç aramadığı eski sevgilisile karşılaşıyor..  bu çift birbirlerinden habersiz aynı olayın peşine düşüyorlar.. tabi bundan sonra olaylar iyice eğlenceli bir hal alıyor..

Kang Ji Hwan filmde ki sakar ve komik adam rolünü, karizmasından en ufak bir şey kaybetmeden başarıyla yerine getirmiş.. özellikle bir sarhoş olup ağlama sahnesi var ki, beni mest etti diyebilirim, gerçekten çok tatlı ve komikti :)  ne kadar “ben bu filmin sonunu biliyorum” desem de, bile bile sonuna kadar izlemekten kendimi alamadım.. yormadan, sıkmadan, kahkahalarla mutlu mutlu zaman geçirttirdi bana.. böyle can sıkıntısının son raddede olduğu zamanlarda ruh sağlığıma ilaç gibi geldi..

online izlemek isterseniz buradan bakabilirsiniz.. yok ben indiricem diyrsanız da buradan mp4 olarak indirebilirsiniz..

Rough Cut ^^ yazsam yazsam ne yazsam??

rough-cut-poster-02evet düşündüm taşındım ve yine so ji sub’un oynadığı bir filmi anlatmaya karar verdim..  zaten benden de başka bir şey beklenemezdi dimi :)  yaz akşamlarından birinde meliş(kuzenim)’le birlikte izlemiştik.. ona kırk  kere ‘bak bu adam benim en beğendiğim aktör’ desemde.. saç sakal biririne karışmış bir so ji sub onu pek de etkilememişti o zamanlr.. tabi dikkat etmediğine sonra bin pişman oldu ama nafile :)%BF%B5%BF%B5_1_spongehouse

mafyanın üst seviyedeki adamlarından biri olan Gang-pae(so ji sub) bi aksiyon filmi çekmekte olan ünlü aktor Soo-ta(Kang Ji Hwan) ile bir barda tesadüf eseri tanışır.. Gan-Pae hayatı boyunca bir aktör olmak istemiştir fakat karşısına çıkan fırsatlar onu ne yazık ki çok farklı yollara sürüklemiştir.. aktör Soo-tae ise oldukça ünlüdür; fakat bir türlü bu yaşama tam analmıyla uyum sağlayamamıştır.. öyle ki uzun zamandır birlikte olduğu sevgilisi ile bir kere bile insan içine çıkmamıştır.. ve çekmekte olduğu aksiyon filmi de, dövüş sahnelerinde ipin ucunu kaçırıp karşısındaki  oyuncuları hastanelik ettiğinden bir türlü tamamlanamamaktadır..

rough cut

ve tabi hastanelik olan aktörlerden sonra artık hiç kimse onunla oynamak istememektedir.. bu yüzden son çare olarak Gang Pae’den onunla oynamasını istemek zorunda kalır.. Gang Pae’nin ise bunun için bir şartı vardır.. oynadıkları her sahne gerçek olacaktır.. bunun üzerine Soo Tae dövüş sahneleri için sıkı bir hazırlığa girişir.. ne kadar so ji sub hayranı olsamda filmin son sahnesinde aktörün kazanmasını istediğimi itiraf etmeliyim.. film için harcanan onca çaba boşe gitse yazık olurdu… ve tabi ki So ji Sub her zaman ki gibi bize kendine hayran bırakmayı başardı.. özellikle yanında çalışanlarla dövüşür gibi yaparak eğlendikleri kısım çok güzeldi.. orayı tekrar tekrar izleyebilirim sanırım..wp_02_sbu filmden sonra so ji sub’u böyle ağır rollere çok daha fazla yakıştırdığımı farkettim..komik de olsa ağır olmalı bu adam, öyle kakara kikiri rollere yakışmıyor (bkz: Sophie’s revenge).. oldukça heyecanlı ve güzel bir filmdi.. biliyorum bu yazıya biraz fazla resim ekledim ama tüm blog’u So Ji Sub’la doldursam bile yetmez bana o yüzden fırsatını bulunca da kaçırmak istemiyorum böyle :)

bu arada filmde Kim Ki Duk’un da parmağı varmış(senaristiymiş kendisi).. ee bi Kim Ki Duk ve So Ji Sub sever olarak bu filmi beğenmemem beklenemezdi herhalde.. izleyin ve kore sinemasına karşı ön yargısı olanlara izlettirin..

buradan indirebilirsiniz..

daisy ^^ sonda çalan şarkı..

papatya

bi ara burada bir link vardı ama imeem kapatıldığı için artık yok..

sözleri de böyle :

Hayal ettiğim aşk bana o kadar yakın ki.

Ama tek yapabileceğim…

seni kelimeler olmaksızın izlemek.

Bu yabanı şehirde her gün aşkı çizerek yaşadım.

Gelmeni bekleyerek ve umarak papatyaları izledim.

Sonunda senin farkına vardım.. ama artık çok geç.

Ama belki de birbirimiz için yaratılmadık.

Bu aşkın uçup gitmesini hiç istemedim.

Ama üzgünüm, gitmek zorundayım sen hala burada nefes alırken.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.