Beethoven Virus ^^ sevdim, çok sevdim..

2010 Şubat 9
Geliştirici: nilü

dün yazmayı planlamıştım ama fırsat olmadı.. fırsatını bulunca da koyacağım resimleri seçemedim bir türlü.. bu diziyi o kadar sevdim ki fotoğraflar konusunda çok titizlendim.. ama hala da gönlüme göre bulamadım.. umarım seversiniz..Beethove Virus 2008 yapımı, çok eski sayılamaz yani.. ve şimdiye kadar izlediğim Kore dramaları arasında gerçekten üst seviyede olanalardan.. bu yüzden kesinlikle tavsiye ederim..

ilk olarak şunu söylemeliyim ki; çekim alanları harika yerlerdi.. konuyu takip ettiğim kadar arka planı da izlemekten kendimi alamadım.. geniş ve yeşil sokaklar.. ağaçların renkleri, gökyüzü hepsi tek kelimeyle muhteşemdi.. çekimlerin büyük bir kısmını Petite France adlı bir tatil köyünde gerçekleştirmişler okuduklarıma göre.. ve burası Küçük Prens adlı muhteşem kitaptan esinlenerek dizayn edilmiş bir yermiş.. Kore’ye gidersem buraya mutlaka gitmek istiyorum gerçekten harika bir yere benziyor..

konu dünyaca ünlü , otoriter bir orkestra şefi ile onun orkestrasında yer alan müzisyenler üzerine kurulu.. şef,  kemancı kız Du Ru Mi ve bir müzik Dehası olan Kang Gun Woo ise ana karakterler.. sanmayın ki bu dizi bir aşk hikayesi, aslında bu sadece dizinin ufak bir kısmı, geniş açıdan baktığımızda ise isteyipte gerçekleştiremeyeceğimiz hiçbir şey olmadığını anlatmaya çalışıyorlar..

bu diziye başlamamda ki en büyük faktör Jang Geun Suk olsada, şefi oynayan Kim Myung Min dizinin asıl karakteri.. Kim Myung Min rolünde çok ama çok başarılı.. yalnız, karizmatik ve güçlü duruşunu o kadar iyi yansıtmış ki, neredeyse ağzım bir karış açık seyrettim.. diğer filmlerini de mutlaka izlemek gerek..

ayrıca olayların sadece başroldekilere değil de ortkestradaki diğer karakterlerin yaşamlarına da yönelmesi çok iyiydi.. özellikle büyükbaba ve flütçü kızın sahneleri beni en çok duygulandıran bölümlerdi.. daha önce barlarda çalmış olan trompetçi de tik ve mimikleriyle oldukça komikti..

dizinin romantik sahneleri ise yok denecek kadar azdı.. özellikle kişiliğinden ödün vermemekte kararlı olan Maestro, Du Ru Mi’ye çok çektirdi.. Jang Geun Suk ise oldukça romantik ve şirin bir aşıktı.. fakat Kore dizilerinde her zaman olduğu gibi, sevgisini gösteren hiçbir zaman karşılığını bulamayacağından geri planda kaldı :(tamam Maestro oldukça karizmati ve etkileyici  olabilir.. ama yine de Geun Suk’un arka planda kalması beni çok kızdırdı.. böyle tatlı birisi nasıl bırakılabilir aklım almadı birtürlü :(dizinin ağır topu ise müzikleri idi.. bu diziyi seyredip de klasik müziğe burun kıvırabilecek biri olabileceğini düşünemiyorum.. izlediğimden beri her boş anımı dizideki müzikleri dinleyerek geçiriyorum nerdeyse.. zaten Kore dizileri sayesinde uzun zamandır enstrümantal müzik dinliyordum, böylece listem biraz daha genişledi..  gerçektan huzur verici ve etkileyici.. özel bölümde ise enstrümanları çalıyor gibi görünmenin ne kadar zor olduğunu açıkça göstermişler.. gerçekten ortaya harika bir yapım çıkarmışlar..

dizinin sonu ise beni çok ama çok hayal kırıklığına uğrattı.. belki de sonu ile ilgili beklentilerim çok yüksekti.. ama sanki yarım kalmış gibi geldi.. çok daha iyi bir son çekilebilirdi zorlamaya bile gerek olmadan.. son bölümden sonra bir de özel bölüm çekilmiş, aradığım cevapları orada bulabileceğimi düşünmüşütüm fakat sadece kamera arkası görüntüler vardı.. askıda kalan şeyler beni her zaman huzursuz etmiştir.. bunun yerine olumsuz da olsa bir cevap ararım hep.. ne yazık ki sonunda aradığım cevapları bulamadım.. böyle bir sonu olmasına rağmen izlenmeye değer harika bir kore dizisi daha..

bloglarda yayın akışı^^ :)

2010 Şubat 8
Geliştirici: nilü

  • baştan söyleyeyim birazdan yazacaklarımın üstteki karikatürle bir alakası yok.. sadece sevdiğim için koymak istedim..
  • bir kaç gündür yeni bir şey yazmıyorum.. kısmetse yarın akşam yeni bitirdiğim bir dizi postlayacağım..
  • yeni bir şey yazamadım ama you are beautiful postundaki resimleri değiştirdim.. eski resimler küçük küçüktü pek içime sinmiyordu.. bende aklımda kalacağına yapayım dedim..
  • bide diğer bloguma Kore’de ki dergilerde yayınlanan moda çekimlerinden bazı resimler ekledim.. Bu aralar bu tarz fotoğraflara takmış durumdayım.. sabahtan akşama kadar onlara bakıyorum nerdeyse.. diğer bloga resimleri koymaya devam ederim büyük ihtimalle.. dizi ve filmlerden başka şeyleri de merak edenler varsa benim gibi, haberiniz olsun dedim :)

The Terminal ^^

2010 Şubat 5
Geliştirici: nilü

Steven Spilberg’in elinden çıkan bu filme, evde herkes uyuyakalmışken cnbc-e’de rastlamıştım.. başlarını biraz kaçırmış olmama rağmen kanalı değiştiremedim bir türlü, sevmem ben öyle bir şeyi yarım yamalak izlemeyi.. adam gibi oturup başına izlemek isterim.. başlayıpta sevmesem bile yarım bırakmam  genelde.. ama bu film o kadar ilgimi çekti ki indirip izlemeyi bekleyemedim ve sonuna kadar izledim.. bir süre sonra tekrar izledim baştan sona ve bu film benim en sevdiklerim arasında kolayca yerini alıverdi..
babasının hayalini gerçekleştirmek için Amerika’ya gelen Viktor’un  ülkesinde çıkan savaş yüzünden vizesi iptal olur.. New York havaalanından çıkamayan Viktor istediğini elde etmeden ülkesine dönmemekte kararlıdır.. bunun üzerine inatla havaalanında kalıp uzunca bir süre vizesinin onaylanmasını bekler..

filmde Viktor’un havaalanındaki yaşam mücadelesi üzerine kurulu..  bu süreçte Viktor’un dil öğrenişini, çevresindeki herkesin sevgisini nasıl kazandığını ve nasıl aşık olduğunu göstermişler..Viktor o kadar iyi ve kararlı biri ki.. Havaalanında yaşadığı sürede her şeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi davranması, beni çok duygulandırmıştı.. özellikle eşya taşımak için kullanılan arabalrı yerine götürüp para almayı öğrendiği kısmı unutabilceğimi sanmıyorum..Tom Hanks’in oyunculuğu zaten tartışılamaz.. harika bir senaryo ve Catherine Zeta-Jones’u da ekleyince ortaya tadından yenmeyecek bir film çıkmış..

lost ^^ sonunda!!

2010 Şubat 4
Geliştirici: nilü

lost’un son sezonu sonunda bşladı.. ben henüz izlemeye başlayamadım ama.. genelde biriktirip seyretmeye alışık olduğumdan kırk dakikalık bölümler beni pek kesmiyor.. allahtan ilk iki bölüm bir arada yayınlanıyor da ilk andan biraz hevesimizi alıyoruz.. indirmeye başladım yarın izlerim artık..

“what happened in Bali?”yi de kör bela bitirdikten sonra arayı açmadan bir kore dramasına daha başladım.. bu sefer ki daha iyi gibi.. bir bölüm izledim yarın devam edeceğim kısmetse..

lost’u nasıl toparlayacaklar acaba çok merak ediyorum.. konu iyice dallanıp budaklanmıştı.. sezon finalinde nasıl da meraktan çatlayacak gibiydim.. ama arayı soğtuyorlar fena halde, yılın yarısı arayla geçiyor bu kadar da olmaz ki!! neyse son sezon, bitirelim kurtulalım.. ne oluyorsa olsun artık!

what happened in Bali? ^^ nilü acıyla sunar!

2010 Şubat 3
Geliştirici: nilü

eveeet!! eve geldim geleli sonunda bir dizi izleyebildim.. ve bu dizi bir So Ji Sub dizisi.. öyle heyecanla başlamıştım ki, altyazısının çevirildiğini duyunca dört köşe olmuştm.. bir hevesle başladım bu diziye ama aynı hevesle bitiremedim ne yazık ki.. doğruyu söylemek gerekirse dizi hayallerimi suya düşürdü, toplam yirmi bölüm; ama o kadar yavaş ilerliyor ki, bana yüz bölüm izlemişim duygusu yaşattı.. konu da öyle ahım şahım bir şey değil zaten, bildiğimiz iki oğlan bir kızı sevmiş.. başroldeki kızı daha önce bay kibirli ile yüz gün’de seyretmiştim.. ve o yazımdan zaten ne kadar gıcık olduğumu okuyabilirsiniz.. diziyi eskiden kalma sinirimden sevmediğimi düşünmeyin ama.. bu dizi sayesinde baştan tekrar gıcık oldum kendisine.. kimi sevdiğini dizinin son sahnesine kadar anlamak mümkün değil.. kim çekerse ona gidiyor, durma dayak yiyor.. ‘ne ara kim kimi sevdi?’ , ‘Bali’de ne oldu?’ falan derken serseme döndüm resmen.. iki tane karizma adam takılmış saf bir kızın peşine ordan oraya sürükleniyorlar gariplerim..
zengin kız var tabi bir de, o’da arada sürünüp durdu.. onun da kimi sevdiği belli değil, sevildiği de yok zaten.. izlemeseydim meraktan çatlardım biliyorum bu yüzden pişman değilim ama şimdiye kadar izlediğim en sıkıcı kore dizisi diyebilirim.. heyecanlandığım tek yer son on dakikaydı.. son dakikada mideme yumruk gibi oturdu..

“madem bu kadar gıcık oldun, ne diye izledin yirmi bölüm?” diyorsanız ilk olarak  So Ji Sub oynuyor, bilen bilir So Ji hayranlığımın seviyesini.. ikinci olarak da Jo In Sung çok güzel ağlıyor, bir de sırt çantasıyla yürüyüşünü,  o çocuksu tavırlarını çok sevdim.. daha önce Dirty Carnival’da izlemiştim kendisini ama burada çok daha iyiydi bence.. dizinin duygulandığım kısımlarında ekranda o vardı genelde..So Ji’nin performansı ise beklediğimin çok altındaydı .. neyse eski bir dizi ve misa’dan önce olduğundan toyluğuna veriyorum artık kendisinin, kolay kolay gözümden düşemez;) senaryo pek iyi değil anlayacağınız.. ben izledim ama size  tavsiye etmem.. uzun zaman sonra keşke övgülerle dolu bir yazı yazabilseydim, kısmet değilmiş.. bir daha ki sefere inşaallah..

eternal sunshine of the spotless mind ^^

2010 Şubat 3
Geliştirici: nilü

yine Jim Carrey.. bu adam farklı gerçekten.. komedi değil aslında tarzı.. diğer filmleri çok çok daha iyi.. beni hep düşündürüyor.. ne zamn bir filmini izlesem bir süre kendime gelemiyorum.. aklımdan hep ‘yalnız kalsam da biraz düşünebilsem’ diye geçiriyorum.. düşünce fazlalığı oluşturuyor resmen beynimde.. bu filmi de onlardan biri.. öyesine sevmiştim ki!! kader diye bir şey var gerçekten.. ve unutmak isteriz ya bazen.. ama anılarımız olmazsa biz biz olmayız aslında.. bu yüzden acılarımız da vazgeçilmez..

bu film de böyle şeylerden bahsediyor işte.. ve Kate Winslet! bu kadın gerçekten kusursuz.. çok ama çok güzel bence.. bir insana mavi saç bile yakışır mı!!
mutlaka izlemelisiniz.. ben beğenmeyeni duymadım henüz!!

Romeo + Juliet ^^ etkileyenlere devam!

2010 Şubat 2
Geliştirici: nilü

doğruyu söylemek gerekirse Shakespeare’in eserini henüz okmadım.. utanarak söylüyorum ki hem de hiçbirini.. nedense klasikleşmiş kitapar bende her zaman sıkıcı olduğu izlenimini uyandırmıştır.. tabi Romeo ve Juliet’i okumasakta biliyoruz hepimiz.. bu filmde Romeo ve Juliet’in en güzel versiyonu bence.. diğerlerini izlemedim ama öyle olduğundan eminim:)bildiğimiz Romeo ve Juliet belki ama film hiçte sıradan değil.. nedense hep karamsar bir havası olduğunu sanırdım, fakat bu film öyle canlı ve eğlenceli bir şekilde ilerliyor ki sonunun böyle bitebileceğine inanamıyor insan.. sahneler öyle canlı ki ve tabi diyalogların da şiirsel oluşu filmi daha da renklendiriyor..

özellike yukarıda ki sahne benim en sevdiğim kısım.. aralarında ki en güzel konuşma o kısımda geçiyor..


" Romeo: Senin dudaklarınla, dudaklarım günahtan arındı.

Juliet: Öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı.

Romeo: Öyleyse ver bana günahımı geri?"

 ayrıca kesinlikle altyazıyla izlenmesi gereken bir film.. sözlerin uyumu ancak bu şekilde etkileyici olabilir..

görselliğine bayıldığım için biraz fazla resim ekledim ama leonardo’nun en iyi döneminde çektiği filmlerden biri.. diğeri de Titanic zaten, son zamanlarda kendisini pek beğenmiyorum ama sırf  Leonardo için bile defalarca izleyebilirim..

bitirirken de son kısımdan bir bölüm :(

"Romeo: Soluğunun balını çeken ölümün gücü,
yetmemiş güzelliğini almaya.
Sen yenilmemişsin.
Güzelliğinin sancağı hala kıpkızıl duruyor dudaklarında,
yanaklarında..
ölümün solgun bayrağı çekilmemiş oraya.
Juliet, neden böyle güzelsin hala?
Ölüm mü aşık oldu sana;
inanayım mı onun bu karanlıkta
Sevgilisi olasın diye seni sakladığını?
Sonsuza dek...
dinlenip burada,
uğursuz talih yıldızımın boyunduruğundan,
şu dünya yorgunu bedenimi kurtaracağım.
Ey gözler, son kez bakın.
Kucaklayın son kez ey kollar.
Ey dudaklar...
Siz nefes kapıları,
kutsal bir öpüşle mühürleyin,
ölümle yaptığım
bu süresiz anlaşmayı."

the Truman show ^^ mükemmel

2010 Şubat 1
Geliştirici: nilü

bugünlerde en sevdiklerimden gidiyorum.. son zamanlarda kore yapımlarına pek yer veremediğimi biliyorum.. şimdi bir Kore dizisi izliyorum.. fakat henüz bitmediği için yazmak istemiyorum.. dizi olduğundan biraz uzun sürüyor tabi ki.. ben de diziyi bitirene kadar zamanımı en sevdiklerimden bahsederek geçirmek istedim..

Truman Show çok ama çok farklı bir film.. oldukça eski olmasına rağmen (1998)  ben daha iki sene önce seyrettim.. hatırlıyorum da bu filmi ilk felsefe hocamdan duymuştum.. en sevdiği filmmiş.. bende başka bir filmle karıştırıp ‘böyle böyle şeyler mi oluyor?’ falan demiştim.. felsefe hocamız da gençti aslında ama hafızası baya zayıftı.. hatırlayamamşıtı.. bu olaydan bir sene kadar sonra film izlediğimdeyse aslında tarif ettiğim filmle uzaktan yakından alakası olmadığını farkettim.. ama ne yazık ki çoktan mezun olmuştum ve bunu hiç söyleyemedim..o zamanlar hocamızın zevkini hiç beğenmezdik ama filmlerden iyi anlıyormuş belli ki.. Truma Show beni etkilemeyi çok iyi başardı.. şaşırttı, ağlattı, güldürdü.. Truman’ın hali gerçekten içimi yaktı.. Jim Carrey işini biliyor velhasıl.. ben bir tek vasat filmine bile rastlamadım henüz.. herkes izlemeli!

the notebook ^^ içimden geldi

2010 Ocak 31
Geliştirici: nilü

arkadaşım Bema’ya cd hazırlarken filmlerimin arasında çarptı gözüme.. farkettim ki benim en sevdiğim ilk üç film gibi bir sıralama yapmam mümkün değil! zaten insanlar nasıl seçerler hiçbir zaman anlayamamışımdır.. ben her zaman kararsız kalırım.. en sevdiğim şarkıyı bile seçemem ki ben!! belki bir ilk yüz listesi hazırlayabilirim :)

20090524014014neyse işte, Not Defteri de onlardan biri benim için.. hüzünlerdiği kadar eğlendiriyor aynı zamanda.. romantik film sevenlerin mutlaka izlemesi gerek.. ben bir kere izledim ama daha bir çok kez rahatlıkla izleyebilirim..Tumblr_kvc0basu0m1qaulbro1_500_largebu arada oyuncularını da çok beğeniyorum.. oldukça ünlü bir yapım zaten, bir çoğunuzun izlediğine eminim.. ama henüz fırsat bulamadıysanız zaman kaybetmeyin.. hem ağlayın hem izleyin.. gözyaşlarınıza engel olmayın!!

kaynak:http://weheartit.com

düzelttim ^^

2010 Ocak 29
Geliştirici: nilü

dün itibariyle sonunda evdeyim.. bugün de bozulan tüm görsellerimi yeniledim.. bir sürü dizi planım var, indirmeye başladım bile.. yakında görüşmek üzere :)